1 Ekim 2009 Perşembe

Gerçek Aşk...

Nette tanışan iki genç arkadaş olurlar. zaman içinde sıkı bir dostluğa

dönüşen beraberliklerini zedelememek için hiçbir zaman birbirlerini

görmemeğe, fiziki özelliklerinden bahsetmemeye karar

verirler.ısimlerin, şekillerin olmadığı sadece ruhların derinliklerinden

gelen en samimi duyguların dile getirildiği zaman ve mekan

unsurlarından soyutlanmış bir birliktelik içinde sürer dostlukları.ve bir

gün bakarlar ki birbirlerini tamamlayan iki varlık olmuşlar.

yazışmadıkları gün hatta saat olmamaya başlamışlar. adeta nefes alış

gibi doğal bir bütünleşme, isim takamadıkları
bir aşk gelişmiş

içlerinde.







Tüm beşeri sıfatlardan sıyrılmış, bambaşka bir halmiş bu.aradan

geçen zaman zarfında, artık kesinlikle birbirlerinden asla

kopamayacaklarına inandıkları gün; tanışmaya ve evlenmeye karar

vermişler.ve ikisinin de çok iyi bildikleri bir

kentin çok iyi tanıdıkları


bir sahilinde buluşmak üzere anlaşmışlar.hanımın elinde kırmızı güller

ve dudaklarında sevgi dolu bir gülümseme olacakmış. erkek ise

hiçbir alamet taşımayacakmış.nihayet beklenen gün gelmiş. genç

erkek sözleştikleri yere yaklaştıkça kalbi duracak gibi oluyormuş. ışler

biraz değişmeye başlamış kalbinde. ya çok çirkin bir kadınsa

sevdiceği, ya kör, topal ya da………… biraz

hata yaptığını

düşünür gibi olmuş ama
çabuk savmış bu kendine ve aşkına

yakışmayan düşünceleri zihninden.karşıda elinde bir gül tutan ve

sağa ,sola bakınan hanımı görmüş. ıçi hop etmiş fakat dudaklarında

beliren düş kırıklığını biraz olsun giderebilmek için bir, iki derin nefes

almış ve son derece kararlı adımlarla hanımın yanına yaklaşmış.







Annesi yaşında hatta daha da yaşlı, saçları pamuk gibi bembeyaz,

yüzü yaşadığı yılların derin izleri ile buruşmuş fakat dudaklarında

güzel bir o kadar da şaşkın bir tebessümle kendine doğru yaklaşan

genç erkeğe bakıyormuş. gözleri bin bir soru ile kıpırdıyor, yorgun

gözkapakları arada bir feri kaçmış gözbebeklerini uzaklara

yönlendiriyor ama yaşlı kadın gözlerini genç erkeğin bakışlarına

kilitlemeye çalışıyormuş.zihninde çeşit

çeşit zıt fikirlerin koşuştuğu

genç adam bir, iki yutkundu ve gücünün son raddesindeki bir

hıçkırıkla,'merhaba aşkım. nasılsın.' dedi.kadere teslim olmuştu. söz

vermişti. biliyordu her şey olabilirdi. bir an gözlerini kapadı ve

yazışmalarını hatırlamaya çalıştı. onca duygu dolu kelimeler, sevda

yüklü vaatler, parlak gelecekler nasıl olmuştu da bu yaşı geçmiş

hatunun kaleminden dökülebilmişti. bir türlü inanamıyordu fakat

gerçek gün gibi ortadaydı.yaşlı kadının elinde tuttuğu kırmızı güller

aldı ve tarif edilemeyen bir duyguyla onları öptü. sonra elini uzattı

ve,'hadi kalkmana yardım edeyim aşkım.

buradan uzaklaşalım. '


dedi.olanları anlamsız gözlerle seyreden yaşlı kadın dudaklarını

araladı ve,'ey oğul, ben yıllardır bu kelimeyi unutmuş anan belki

ninen yaşta bir kadınım. neler oluyor anlayamadım ama o gülleri

elimden niye aldın. onları bana şu ilerde oturan genç kız verdi. birini

bekliyormuş, burada buluşacaklarmış. gelirse benim tarafımdan bu

gülleri ona verir misin demişti. ben de o genci bekliyordum. yoksa o


sen misin?'genç adam bir an soluksuz kaldı, boğazında düğümlenen

hıçkırık ve karmakarışık duygularla yaşlı kadının işaret ettiği yöne


baktı. bir çift sevgi ve minnettarlıkla parlayan yeşil göz kendisine

gülümsüyordu. telaşla yaşlı kadının ellerini öptü ve gülleri ona tekrar

vererek işaret edilen tarafa koşmaya başladı.



seni doğru tanımışım Aşkım...!!!!










Genç kız da ayağa kalkmış onu bekliyordu.'seni izledim. şayet gülleri

almayıp geri dönseydin sessizce buradan uzaklaşacaktım.

Hiç yorum yok: